Archive for Eylül 2008

yalova ziyareti

Eylül 22, 2008

Yine, gene yoga…

Bu hafta içinde Zeynep Aksoy Cornwell’in derslerine katılıp şayet seversem ( seversem diyorum zira insan her hocanın yönlendirmesini sevmeyebiliyor. Yapılan hareketler birbirinin aynı gibi olsa da ses tonu dahi etkili olabiliyor, bireysel hızıma uyup uymadığıda çok etkiliyor beni…) hazırlamış olduğu dvd ve aya selam serisinin yönlendirmelerini içeren cd sini alacağım… Bugün yoga dersine katılmayı deli gibi istiyorum lakin dün o kadar üşümüşüm ki mecalim yok… 

Soğuk hava…

Allah’a şükür ki havalar serinledi =)
sonunda..
.

Lakin mevsimin ilk yoğun yağmuru ben arkadaş ziyareti için Yalova’ya gittiğimde olmasa daha iyi olurdu. Dün hava tam evde yatıp çanta dikmelikti…Ama ben ne yaptım? Sabahın köründe yollara düştüm… Kartal’a gittim ama otobüs şoförünün her kırmızı ışığı hassasiyet ile yakalamasının ve yürüme hızından bile yavaş seyretmesinin ardından deniz otobüsünü kaçırdım. Tam 2 saat sonrakini bekleyecekken taksi şoförü 20 dakika içinde Pendik’ten kalkana yetişebileceğimizi söyledi. Deniz otobüsünü kaçırmış 3 yolcu binerken fark ettim ki tek kuruş param yok?!! Sağolsun diğer yolcu benim yerime ödedi Yalova’da kendisine ödememi kabul ederek… (ki neredeyse almıyordu, almak istemedi, zorla verdim geri.) Crocs sayesinde fazla ıslaklık hissetmeden ve üşümeden gitmeme rağmen kot pantolonumun fazlası ile su çekmesi ile zorlandım =( nasıl kötü bir kumaş bu kot kumaşı? tek damla nem ile ağırlaşıyor… dönüş de ayrı zor oldu… tövbeliyim Yalova’ya gitmeye artık sanırım…

yalova ziyareti

Eylül 22, 2008

Yine, gene yoga…

Bu hafta içinde Zeynep Aksoy Cornwell’in derslerine katılıp şayet seversem ( seversem diyorum zira insan her hocanın yönlendirmesini sevmeyebiliyor. Yapılan hareketler birbirinin aynı gibi olsa da ses tonu dahi etkili olabiliyor, bireysel hızıma uyup uymadığıda çok etkiliyor beni…) hazırlamış olduğu dvd ve aya selam serisinin yönlendirmelerini içeren cd sini alacağım… Bugün yoga dersine katılmayı deli gibi istiyorum lakin dün o kadar üşümüşüm ki mecalim yok… 

Soğuk hava…

Allah’a şükür ki havalar serinledi =)
sonunda..
.

Lakin mevsimin ilk yoğun yağmuru ben arkadaş ziyareti için Yalova’ya gittiğimde olmasa daha iyi olurdu. Dün hava tam evde yatıp çanta dikmelikti…Ama ben ne yaptım? Sabahın köründe yollara düştüm… Kartal’a gittim ama otobüs şoförünün her kırmızı ışığı hassasiyet ile yakalamasının ve yürüme hızından bile yavaş seyretmesinin ardından deniz otobüsünü kaçırdım. Tam 2 saat sonrakini bekleyecekken taksi şoförü 20 dakika içinde Pendik’ten kalkana yetişebileceğimizi söyledi. Deniz otobüsünü kaçırmış 3 yolcu binerken fark ettim ki tek kuruş param yok?!! Sağolsun diğer yolcu benim yerime ödedi Yalova’da kendisine ödememi kabul ederek… (ki neredeyse almıyordu, almak istemedi, zorla verdim geri.) Crocs sayesinde fazla ıslaklık hissetmeden ve üşümeden gitmeme rağmen kot pantolonumun fazlası ile su çekmesi ile zorlandım =( nasıl kötü bir kumaş bu kot kumaşı? tek damla nem ile ağırlaşıyor… dönüş de ayrı zor oldu… tövbeliyim Yalova’ya gitmeye artık sanırım…

part 3

Eylül 19, 2008

günde 5 part yazabilme potansiyelimi fark edip onu dizginliyorum…

bu yazı sanadır… hepsi gibi

kategorilendirme ihtiyacı dahi duymuyorum salt yazıyorum yazıyorum yazıyorummmmmmmmmm

kabak gibi hissediyorum kendimi, içi oyulmuş kabak gibi… bomboş… sırf kabuk… 

zamansız, mekansız… hala daha hediye bakarken buluyorum kendimi, hala daha sen varmışsın gibi planlar yaparken… 

acaba dedim şimdi, sen de beni düşünüyor musun? 

rejim yapmama gerek kalmadan iştahım yok. senle yesek olurdu ama, sen yoksun ki…

nasıl bir ikilem bu? klasik kadınsal triplere girdiğim için, hayallere daldığım ve seni çok sevdiğim için bitti… sen beni yarınına dahil etmediğin için bitti… ve nedense benim içim sızlıyor… ve nedense sen bu kadar umursuyor musun bilemiyorum… 

acıyor, canım acıyor…

part 3

Eylül 19, 2008

günde 5 part yazabilme potansiyelimi fark edip onu dizginliyorum…

bu yazı sanadır… hepsi gibi

kategorilendirme ihtiyacı dahi duymuyorum salt yazıyorum yazıyorum yazıyorummmmmmmmmm

kabak gibi hissediyorum kendimi, içi oyulmuş kabak gibi… bomboş… sırf kabuk… 

zamansız, mekansız… hala daha hediye bakarken buluyorum kendimi, hala daha sen varmışsın gibi planlar yaparken… 

acaba dedim şimdi, sen de beni düşünüyor musun? 

rejim yapmama gerek kalmadan iştahım yok. senle yesek olurdu ama, sen yoksun ki…

nasıl bir ikilem bu? klasik kadınsal triplere girdiğim için, hayallere daldığım ve seni çok sevdiğim için bitti… sen beni yarınına dahil etmediğin için bitti… ve nedense benim içim sızlıyor… ve nedense sen bu kadar umursuyor musun bilemiyorum… 

acıyor, canım acıyor…

acı çekenin güncesi part 2

Eylül 19, 2008

Ne tuhaf…

insan hakikaten şarkı sözlerinden kendine pay biçebiliyormuş. şu an en büyük zevkim (yogadan sonra tabi) ferhat göçer dinlemek. işin garip tarafı sevmezdım…

Saçmalama ne olur

Çare çok nasıl gidersin
İstediğin her şey sanki yok
Deger mi dersin?
Başkaları bilmez görmez
O nasıl bir duygu
Al elini kalbime bir koy işte gerçek bu

Her yer soğuk hep karanlık
Kendi kendime tarifsiz

Ayrılmamız çok gereksiz
Şimdi uzaktan sebepsiz

Biri bana gelsin o da sensin
Beni kırmış olsan da

İkimiz de aşık, bir tek farkla
Benimki senden biraz fazla

Her yer soğuk hep karanlık
Kendi kendime tarifsiz

Ayrılmamız çok gereksiz
Şimdi uzaktan sebepsiz

Biri bana gelsin o da sensin
Beni kırmış olsan da

İkimiz de aşık, bir tek farkla
Benimki senden biraz fazla

Biri bana gelsin o da sensin
Beni kırmış olsan da

İkimiz de aşık, bir tek farkla
Benimki senden biraz fazla

acı çekenin güncesi part 2

Eylül 19, 2008

Ne tuhaf…

insan hakikaten şarkı sözlerinden kendine pay biçebiliyormuş. şu an en büyük zevkim (yogadan sonra tabi) ferhat göçer dinlemek. işin garip tarafı sevmezdım…

Saçmalama ne olur

Çare çok nasıl gidersin
İstediğin her şey sanki yok
Deger mi dersin?
Başkaları bilmez görmez
O nasıl bir duygu
Al elini kalbime bir koy işte gerçek bu

Her yer soğuk hep karanlık
Kendi kendime tarifsiz

Ayrılmamız çok gereksiz
Şimdi uzaktan sebepsiz

Biri bana gelsin o da sensin
Beni kırmış olsan da

İkimiz de aşık, bir tek farkla
Benimki senden biraz fazla

Her yer soğuk hep karanlık
Kendi kendime tarifsiz

Ayrılmamız çok gereksiz
Şimdi uzaktan sebepsiz

Biri bana gelsin o da sensin
Beni kırmış olsan da

İkimiz de aşık, bir tek farkla
Benimki senden biraz fazla

Biri bana gelsin o da sensin
Beni kırmış olsan da

İkimiz de aşık, bir tek farkla
Benimki senden biraz fazla

acı çekenin güncesi

Eylül 18, 2008

acı çekenin güncesi serisine dönecek  bitanecik blogum bu gidişle… nerde kaldı benim tariflerim, çıraklık maceralarım?!!

başka hiç birşeye odaklamaz oldum… 

hala üzgünüm, hala aklımdan çıkaramıyorum gerçi daha kaç gün oldu ki?!!

kaç gün oldu bilemem ama şayet pazara kadar sürseydi 2 yıl bitecek 3e dönecektik… olmadı.

en arabesk tavrımla ferhat göçer; gül ki dinleyip hüzünleniyor, babazula dinleyip ağlıyorum… ağzımda chupa chups, yanımda kahve dünyasından alınmış çakıltaşı, mocha badem ve kahve çekirdekli drajeler… aklıma hayallerim gelip gelip sinirlendikçe atıştırıyorum ve hala mutlu çiftler bünyemde kaşıntı yapıyor. 

zaten iş yerimde de sıkıntılarım var, sana anlatamamak zorluyor sanırım, daha doğrusu “sana anlatmaya çalışmak ama senin dinlememen ve sana sinirlenmek” senin dinlemekten anladığın bu idi… 

aklıma hep garip şeyler geliyor; ilk elele tutuştuğumuz yer, beşiktaş, hard rock, sana pişirdiğim tavuklar, kremalı makarnalar, sana bakınca ne kadar heyecanlandığım… bu kadar seviyorken saçma mı oldu terk etmek diye düşünmüyo değilim ama yarınında olmadığımı bilmenin verdiği rahatsızlık buna üzülmemi bile engelliyor.

hayırlısı……

acı çekenin güncesi

Eylül 18, 2008

acı çekenin güncesi serisine dönecek  bitanecik blogum bu gidişle… nerde kaldı benim tariflerim, çıraklık maceralarım?!!

başka hiç birşeye odaklamaz oldum… 

hala üzgünüm, hala aklımdan çıkaramıyorum gerçi daha kaç gün oldu ki?!!

kaç gün oldu bilemem ama şayet pazara kadar sürseydi 2 yıl bitecek 3e dönecektik… olmadı.

en arabesk tavrımla ferhat göçer; gül ki dinleyip hüzünleniyor, babazula dinleyip ağlıyorum… ağzımda chupa chups, yanımda kahve dünyasından alınmış çakıltaşı, mocha badem ve kahve çekirdekli drajeler… aklıma hayallerim gelip gelip sinirlendikçe atıştırıyorum ve hala mutlu çiftler bünyemde kaşıntı yapıyor. 

zaten iş yerimde de sıkıntılarım var, sana anlatamamak zorluyor sanırım, daha doğrusu “sana anlatmaya çalışmak ama senin dinlememen ve sana sinirlenmek” senin dinlemekten anladığın bu idi… 

aklıma hep garip şeyler geliyor; ilk elele tutuştuğumuz yer, beşiktaş, hard rock, sana pişirdiğim tavuklar, kremalı makarnalar, sana bakınca ne kadar heyecanlandığım… bu kadar seviyorken saçma mı oldu terk etmek diye düşünmüyo değilim ama yarınında olmadığımı bilmenin verdiği rahatsızlık buna üzülmemi bile engelliyor.

hayırlısı……

istemiyorum listesi

Eylül 17, 2008

mutlu insan görmek istemiyorum

mutlu aile görmek istemiyorum

mutlu çiftlerden nefret ediyorum

bebek görmek istemiyorum

çalışmak istemiyorum

işe gelmek de istemiyorum

kahve içmek istemiyorum

pause tuşu neredeydi ki hayatın?

istemiyorum listesi

Eylül 17, 2008

mutlu insan görmek istemiyorum

mutlu aile görmek istemiyorum

mutlu çiftlerden nefret ediyorum

bebek görmek istemiyorum

çalışmak istemiyorum

işe gelmek de istemiyorum

kahve içmek istemiyorum

pause tuşu neredeydi ki hayatın?