Archive for Mayıs 2009

sweet dreams =)

Mayıs 26, 2009

şahane bir rüya gördüm dün gece öyle ki uyanasım gelmedi…

aşklıydı rüyam… kalp çarpıntılı… el ayak titremeli…

yazıyorum zira unutmak istemiyorum, yazarken bi daha, okurken defalarca hatırlamak istiyorum. ormantik miyim, neyim?

onu ilk defa gördüğümü gördüm… nefeslerimin sıklaşmasını kotrol edemedim. kıymetlimisssss bilgisayarımı bir cafe masasında unutup çalınmasına neden olduğunda ve ben bunun onun salaklığından kaynaklandığını bilmeme rağmen kızmadığımda çok şaşırdım… sonrasında bi otobüse atlayıp bir sayfiye alana gittiğimizde hadi denize girelim dediğinde o iğrenç bulamaç gibi su nasıl da berraklaştı birden, “gizli bahçe” adını gördüğünde gözlerindeki heyecan, çarpan kalbim, titreyen ellerin, unuttuğum cümlelerim, deli gibi atan kalbin, deli gibi atan kalbim…

o kadar güzeldi ki rüyam… bunun için bile sana minnettarım, güzel muhabbetin için, şu zor zamanlarda kafamı dağıtmama yardımcı olduğun için… şahane insansın yahu… ehahahaa

ekşi sözlükten fuck buddy şeysi

Mayıs 18, 2009

şu linkte yer alan yazı işyerinde olmama rağmen gözümden iki damla yaş düşmesine neden olmuştur… direkt copy-paste yapıyorum

234. genellenemeyecek hassas bir konudur, istisnalar çok fazla olmakla beraber biz kaidelerden yanayız, buyrun; evli olmayan iki ruh.

bir erkek için bir kadının tüm iyi ve kötü huy ve huysuzluğunu boşverip olayın sadece kaymağıyla ilgilendiği bir ilişki boyutudur.* 
bütün sabah şımarıklıklarından, regl duygusallığından, el ele kahvaltılara gitme zahmetlerinden, mum ışığında romantik yemek isteklerinden, ilk tanışma, ilk buluşma, ilk sevişme hediyelerinden, ” sen bana destek olmuyorsun hiç…”, ” annemle bir kahve içelim…” triplerinden uzak, nerde ve kimle olduğunuzun çok fazla üzerinde durulmayan, kısacası tadından yenmeyen bir ilişki türüdür. 

oysa her şeyin vitamini kabuğunda değildir.
ilişki, ilişkideki adamın korkaklığı sonucunda ortaya çıkmıştır.
kadın sever, çoğu kadın sabahları uyanmak ister akşamında içine aldığı adamla, gülümseyebilmek ona.
çoğu kadın içerden gelen kızarmış ekmek kokusuyla bir daha sevişmek ister portakal suyu tazeliğinde.
ıslak sokaklar ister, soğuk ellerini ısıtmak daha büyük daha sıcak ellerde, yürümek ister, durup sarılmak, pamuk helva, kaçamak öpüşler yaşlıların ortasında.
belki bahtaniye altında uyur uyanık filmler ister… karnının okşanmasını ister ağrıdığında, 
evde ped kalmadığında gecenin bir vakti sokağa fırlayan adam ister, pedin yanında çiçek.
annesiyle kavgasını, arkadaşlarının dırdırını anlatmak ve kızdıklarına küfredebileceği bir omuz ister.
ağladığında, göğüslerini avuçlayan o ellerden mendil ister.
kıskanılmak ve rahat rahat arkadaşlarıyla erkeğini konuşabilmek ister, duygularını yansıtabilmek gözlerinden.

oysa her şeyin vitamini kabuğunda değildir.
adam korkaksa, zayıfsa ve güveni yoksa elindeki güçlere, yalnızsa,
adam kadının istediklerini kadının istediği yoğunlukta istemiyorsa fakat kadın adamı isteklerinden daha çok isterse,
adamla kadın sır gibi sığ ve karanlık denizlerde kaybolmaya başlarlar.

hiç şüphesiz aşıktırlar birbirlerine, hangi adam aşık olmaz ki böyle bir kadına.
yatakta çırılçıplak hayaller kurulur ”şöyle olsaydı keşke…” ile başlayan.
yapması imkansız söylemesi dildeki kemik kadar gerçek cümleler sarfedilir, umutlar verilir. sahi dilde kemik var mıdır?
ilişki biraz daha uzatılır kadın için. hiç bir sevişme aynı değildir bir öncekiyle, ya daha yoğun, ya daha sert, ya daha başarısız, ya da daha kırılgan.
türlü bahaneler hep hazırdır ilişkiyi başka bir yola sokmamak adına, büyük problemler, olmayacak, olmuyor türü sorunlar.

hayat içinde, yaşamsal anlamda tanımazlar birbirlerini, yatakta cümlelerle paylaşılmış karakterler vardır sadece.
bir restoranda adamın üstüne garson bol kıymalı bir tabak lazanya dökse, adamın nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordur kadın.
sağ kolunu yukarıya kaldırdığında sol memesinin altını öpeceğini biliyordur ama adamın.
onu koruyabileceğini varsayıyor hatta hissediyor ama bilmiyordur. 
gerçi neyden koruyabilir ki, sert bir yastıktan mı yoksa kaşındıran bir yorgandan mı? çalan saatin alarmından korur ancak ve bindirdiği taksinin evine ekmek götürmeye çalışan şoföründen.

oysa her şeyin vitamini kabuğunda değildir.
adam onlarca kadını harcar, kadın hayatını.
kaç masum bakışı öldürmüştür kadın aklındaki adam yüzünden.
özgürlüktür kadının içindeki yıllar boyu sıkışan boşluk, adam bu özgürlük boşluğunu avcuyla doldurduğu için bilinçaltına dokunur kadının.
net görülebilen ve hep güvenilen adam olur. hayat ziyadesiyle boktandır. 

bazı zamanlar ilişki devinimini kaybettiğinde biraz yüreklenir adam.
”seviyorum!” der, ”aşığım…” ”sürünüyorum…” der ” ben böyle mutlu muyum sanıyorsun…” diye göz yaşlarına karıştırır bazı orgazmlarını.
böyle zamanlarda yalnızlığına biraz daha sokulur ve daha güçsüz bulur kendisini.
kadın bunu hissettiğinde daha çok kollarının arasına sarmak ve kollamak ister adamı, tamir etmek, onarmak.
kendi yaraları geçer onu onarırken. hayat ziyadesiyle boktandır.

bu adam ve kadın bir fincan hatrı artırılmış kahve tadında ve kahve falı yalanında yeniden sır gibi sığ ve karanlık denizlerde salınırlar.
onlarca kadın boğulur arkalarında, koca bir ömür çürütülür.

her şeyin vitamini kabuğunda değil!
afiyet olsun.

bonus: yakında teomandan geliyor: uçurtmalar!

                                                                                              coup de foudre, 05.01.2009 12:49)              

ilişki

Mayıs 18, 2009

ilişik olmak ne zor bişeydir? iki farklı bireyin bir araya gelmesi… vallaha edinecen bir tane fuck buddy ohh… misler gibi. fiziksel ihtiyaçlar karşılanacak, insan kendini yalnız hissetmeyecek. aptal saptal sahiplenme tripleri olmayacak. misler gibi zaman zaman bir araya gelicen.. 

lakin o zaman da gene insan o buddy sadece kendine buddy olsun ister. e bu da bi sahiplenme durumudur. ne de olsa bir kadın yazıyor bu satırları, eninde sonunda duygusallık karışır işin içine… neyse…

garip geliyor şu esnalarda bana bir araya gelince birilerinin elini tutamıyor olmak, film izlerken birinin kolunun altında kaybolamamak… garip geliyor yalnız hayat. neredeyse sırf alışkanlıklarım bozulmasın diye her şeyi yutasım geliyor. sırf düzenim değişmesin diye, rutinlerime sadık kalmak adına… ama lanet gurur engel oluyor. ben hayvanım ya, zaten bunları yaptım =) bağırdım, ağladım. sırf bırakmasın beni diye. şimdi de o kadar çaba yüzünden, o çabalarımın bir karşılığı olmadığını gördüğümden gururum engel oluyor… 

ama artık kendimi güzel hissetmeye başladım yeniden… bu açıdan bakınca mutluyum baya…

yön

Mayıs 15, 2009

her an yön değiştirebilir hayatım… her an farklı bi karar alıp mevcut yaptığım her boku bi kenara atabilirim… her an “bir” şey üzerine yoğunlaşıp kalan her şeyi silebilirim…

neden yapmıyorum peki?

sanırım kulaç artmadan evvel bir süre daha sırt üstü yatıp minik dalgaların yönlendirmesine izin vericem… ya da izin vermek zorundayım. hem biraz kendimi toparlamak, hem de kafayı toplamak için. duygularımın üzerinde anestol var… karıncalanıyor ama hissetmiyorum dokunanları… sadece minik minik karıncalanma hissediyorum… sosyalleşmek istemiyorum ama sosyalleşmek zorundayım… herşeyi siliyim, yeniden başlayalım, devam edelim demeyecek olmanın acısı damağımda kalmadı bile. evet, zaman sosyalleşme zamanıdır…

kısmet…

evet

Mayıs 13, 2009

garip, tuhaf… anlamsız… 

aradan azıcıkdan bile daha azıcık zaman geçmişken hayatın ne kadar hızlı değiştiğini görüp hayretlere kapılıyorum. sanki couple days ago (?!!) ağlayıp nolur beni bırakmamak için bişeyler yap, terk edicem yoksa diyen ben değilim… hayata entegrasyon hızım bazen beni bile hayretlere düşürü düşürüveriyor… 

bunu daha önce de yaşamıştım ki ben?!! böyle şeyler ardından çok hızlı unutunca sanki unutamam sandığım zamanlarda yalan söylüyormuşum gibi geliyor. 

adamın gözlerinin içine bakmadan sinir krizi geçiriken ne kadar gerçektim. üstünden 3 gün geçince “ko götüne rahvan gitsin” mooduna adapte olunca da çok gerçek görünüyorum…

senin deyimin ile; ağzımdan sakızım düşüyor…

yahu?!!

Mayıs 3, 2009

biraz daha farklı bişeyler mi yazasım var? bana mı öyle geliyor?!!

ne yazsam ki? sanırım ruj yazıcım… yani rujlarla ilgili bişeyler yazıcam… 

öncelikle söylemeliyim ki m310 samsung süper telefon. üst yüzeyi parlak olduğundan her ne kadar ayna gibi olmasa da ruj sürerken onu kullanabiliyorum =) muhteşem icat yahu =)

ilk kullandığım ruj annemin estee lauderları idi… böyle tam ten rengi… tam dudak rengi… sürmüşüm sürmemişim fark etmezdi… ama gene de severdim sürmeyi…

sonra lisede nivea meyveli dudak koruyucularını keşfettim =) uzunca zaman onlardan bitirdim onlarca… nivea lip care =) çileklisi….. kirazlısııııı……..

sonra kırmızı ruj aşkım başladı… hala süren……

üni. zamanında bir süre bordo falan da kullandım tabi =) aykırı gençlik hezeyanları…

şimdi artık kırmızı ruj isteğimi en güzel maybelline cherry candy ile gideriyorum. eğer daha yoğun istersem de inglot mat seriden dudak kalemi var kıpppkırmızı…. onu sürüyorum üzerine. daha kalıcı oluyor =)

huh

Mayıs 3, 2009

biraz açıldım sanki olanların üzerinden bir hafta geçince… beden de sıkılıyormuş sürekli noradrenalin salgılamaktan demek ki =)

unutmadım…

unutacak da değili….

sadece görmezden geliyorum… görmezden gelmeyi tercih ediyorum desek daha doğru…

huzurlu falan da değilim… aşağılara gönderdim olanları…

salak dana ya…. nelere inanmış, nelere kanmış da takmış bana boynuzu =)