Archive for Eylül 2010

nicorette

Eylül 30, 2010

Sabahın şu saatinde deli gibi işim varken post giriyorsam bunun kesin mühim bir nedeni olmalı değil mi?

Var…
Uzunca zamandır sigarayı bırakma niyetindeyim, hatta bi ara bıraktım güya… Bıraktım dediğim günde 2-3 sigaraya düşürdüm.
Ama dün kesin karar verip son paketimi satın aldım, eve dönerken de nikotin sakızı aldım, işe yaramayacağına inanarak. Sabah kahvemi içtim, biraz zor oldu zira hep ona bir ya da iki sigara eşlik ederdi. Sonra yola çıkınca bir sakız attım ağzıma, önerildiği gibi çiğnedim tadı keskinleşti, yanağımla dişlerimin arasına koydum, tadı azalınca yeniden çiğnedim… Tabi ful dikkat neler olacağını gözlemliyorum =) Bir ara yolda dalmışım, aklımdan gitmiş sigara komple… İşe geldim yine tadı azaldı, bu sefer çiğnemek istemedim, hani arka arkaya 2 sigara içince 3. yü içesi gelmez ya insanın, o hesap (= Hemen çıkardım.
Açıkçası bu kadar etki beklemediğim için çok şaşırdım… Bakalım bakalım işe yarayacak gibi…
Reklamlar

Sek Stres Üzeri Mide Krampı

Eylül 20, 2010

Süper bir karın ağrısı yaşıyorum… Sırf stres kaynaklı, başka bir şey değil. İş güç hadiselerim her zaman ki gibi yeniden karıştı. Patronum bugün bol bağırmalı bir toplantı düzenledi ustalara ve usta şefine… 

Herkesin morali sıfır, kimsenin çalışası yok. E sektör gıda zaten, en ufak hatayı kaldırmıyor, onun stresi var üzerimde.. İşletme müdürüm istifa etti, onun işlerine hakim olmam gerekiyor önümüzdeki haftadan itibaren zaten onun stresi hayli hayli biniyor. Kabus görüyorum; hata yapmışım, patron soru soruyor ona cevap veremiyorum. İşe hakim değilim. Patron köpürüyor, küfürler havada uçuşuyor. Korku içinde uyanıyorum…
Bir üst tarafından iş ile ilgili sorulan sorulara cevap verememe üzerine gördüğüm kabuslar da bana perakende sektöründe çalıştığım dönemde ki müdürümden yadigar. Adam nerede abidik gubidik şey var bulup sorar, göt gibi ortada kalırdım cevap veremeden, sonra da neden böyle cevap veremiyorsun diye kayardı… Kulakları çınlasın… Hayatımda ilk defa birini dövesim geldi desem yeridir. Çok pis beddua ettim ama kesin tutacaktır diye umuyorum…. Beter olsun, işimden onun yüzünden oldum, umarım onun kariyeri de hep minik bir mağazada müdür olarak tıkanıp kalır… Amin =)
Huh, biraz su içeyim olmadı melisa çayı falan yapayım en iyisi…

öyle bir geçer zaman ki

Eylül 15, 2010

Aslında dizi izlemeyi sevmem, hele öyle ağlak, ağır konulu falan oldu mu iyice bayar beni dayanamam. Dün akşam pek keyfim yoktu, (zaten bu aralar keyfimin olduğu akşamlara denk gelmek pek zor, sevgilim ve kardeşi ile aynı evde bilmem kaç ay geçirmenin bedeli işte) bari tv izliyim diye inat ettim. Amma velakin 5 kanal çeken antenimiz ile ilginç bir şey buluveremedim. Mecbur kaldım resmen Kanal D’de Öyle Bir Geçer Zaman ki izlemeye…

Ama son zamanlarda izlediğim en süper dizi desem yeridir. Daha 1. bölüm, ama bildiğin sardı beni.
Oyuncuların performansı muhteşem. Dizinin geçtiği dönem hemen her ayrıntısıyla dekor gibi değil de sanki o yıllarda çekilmiş gibi yansımış.
İzlerken çok moralim bozuldu, enerjim iyice düştü, sanki o ailenin bir parçasıymışım gibi.
20/09/2010’da gelene edit:
Yukarıda ki kısım dizinin geçen çarşamba yazıldı….
Yahu dizi iyi güzel, ki hatta süper ama aynı günde 2 kere (ki bu benim dün denk geldiğim kesin üçlemişlerdir ben dışardayken) gösterilir mi? İlk yayınlandığından bu yana en az 6-7 kere gösterdiler kesin… Vallahi 2. bölümü izlemeden diziden bıktıracaklar…

aldatma üzerine

Eylül 14, 2010


Dün bir iş arkadaşımla konuşurken yeniden düşünmeye başladım “aldatma” üzerine…

Arkadaşım der ki; aldatılmak benim için önemli değil, anlarım ben, başkasını sevebilir, onunla birlikte olmak isteyebilir, yeter ki önce bana söylesin, ben de bileyim, ona göre birlikte bir yol çizelim.
Mantıksız geldi tabi bana, ama çürütmeye dahi çalışmadım. Ben aldatıldığımda, V bana söylemedi. Kendim fark ettim. Sorası da malum işte… Ayrılma, barışma, kavga, küfür, barışma, ayrılma… Kalıcı olarak ayrılma….
Aldatmanın sınırlarını düşünüyorum; ilişki yaşayan iki insan var… Farklı şeyler yaşayan, farklı ortamlarda bulunan (göbeğimiz birlikte kesilmiyor kimse ile malum), farklı insanlarla tanışan, o farklı insanlarla “farklı” paylaşımlarda bulunan…
Peki şartlar böyleyken nasıl olur da sadakat beklenir? İnsanlar doğal olarak sadık değillerdir (bence) sadık olmayı seçerler (bence).
“Sadakat” hadisesini omurilik soğanına indirip artık alışkanlığa dökünce tek eşli oluyorsak, ya biri çıkıp omurilik soğanımızı kuru fasulye yanında yerse ne olacak?
Ya birinin ilgisi pek hoşumuza giderse? Bir aksiyona girmesek dahi ilgiden hoşlanmak da aldatmak mıdır?
Yok düşündükçe benim devrelerim ısınıyor, aldatabilitemi sağlam temellere dayandırasım geliyor… En iyisi ben bir elma görseli ekliyip postu sonlandırayım…
Öperim kendimi en omurilik soğanımdan….

bayram seyran v.s.

Eylül 12, 2010

Hoba… Bir bayramı daha yemiş bulunuyoruz… Pek keyifliydi vallahi…

3 gün evde oturuş, memlekete giden sevgili kardeşi, sevgili ile yenen başbaşa yemekler, izlenen milli takım maçları, oynanan guitar herolar v.s.
Bu aralar guitar hero’ya sardım, hala easyde oynuyorum ama aldığım keyif tartışılamaz. Gitar da aldılar, artık klavye ile kastırmaca sona erdi. Kontorland klavye pek ucuz, pek güzel birşeymiş. Hele dokunmatik kısmı yok mu… Beni benden alıyor, sanki slash olup sololar attırıyorum.
Dünden beri de medium kısmında en sevdiğim parçayı training (hufff… Türkçe karşılıklarını istiyorum ben bunlarınnnnnnnnnn) olarak slower çalıyorum maksat küçük barnağım alışsın…
He evet, işteyim şu an… Dükkanı ben kurtarıcam da Allah izin verirse…

engelleme

Eylül 6, 2010

Biri beni engellesin…

Yanlış yapmaya en müsait olduğum dönemlerden birindeyim. Hani bazen çevre koşulları, psikolojik durum, yaşananlar falan itekler ya insanı…
iTEKLENİYORUM…. Kimseyle paylaşamıyorum…. Zira hatalı işlere giriyorum…
Allah’ım engelle beni…

dantel krep

Eylül 6, 2010




Tee ne zaman evvel yapmıştım ilk dantel krebimi hafif tarifte gördükten sonra…

Geçen haftasonu hem tam buğday unumu almışken, hem de kahvaltıda yemek için, hem de hafif tarif için fotolamak üzere yeniden yaptım… Ama fotoğraf çekerken aynı zamanda krep yapmak zor olduğundan ilk yaptığım gibi ince ince dökemedim hamuru (sanırım biraz da kalın olmuştu hamur, biraz daha süt koymam lazımdı) olduğu kadarıyla diye ekliyorum fotoları…
Fotoları kronolojik olarak ters yükledim. Krep yaparken kullandığım tarif gayet basit;
-1 su bardağı un
-1 su bardağı süt
-1 yumurta
-1/2 çay kaşığı kabartma tozu
– Biraz tuz
Bu arada, hafif tarif’ten bahsetmek istiyorum. Son dönemde gördüğüm en şahane yemek blogu. Açıkçası bir blogdan ne istiyorsam orada var, hem etiketleme sistemi ile ne arıyorsam pek kolay buluyorum, hem anlatım dili sade… Ne bileyim seviyorum işte, tek sıkıntı ise (bence) daha sık güncellenmeli (hehe, günde 2-3 kere benim için pek uygun olur)
Tarifin orjinali burada…

eastpak – markafoni

Eylül 3, 2010





Aslında alışveriş dietindeydim… Neden bilmediğim bir sebepten (patronumla konuştum, haftasonu izin işimi hallettim, onun mutluluğundan olabilir) markafoni’de ki eastpakler pek ilgimi çekti. Minik bir piyasa araştırması ile fiyatların müthiş güzel olduğunu fark edince ve bazı ürünlerin 1-2 dakika evvel stoktayken, hemen sonrasında stok dışı olması (peynir ekmek misali satışı gösteriyor bu bence) elimi çabuk tutmam gerektiğini hissettirdi. Zaten strawberry için sanal kartımın limitini yükseltmiştim, en temizi alayım dedim… İçim rahat etsin =)

Bir omuz çantası (içindeki laptop bölmesi ile beni kandırdı, bir shopper ve sevgilimle ikimize aynı örnek cüzdan aldım…) Sanırım 10 güne falan elimde olur…
Umarım sevdicek beğenir cüzdanını =)
Fotolar; markafoniden….

tefal actifry

Eylül 2, 2010


An itibariyle istek listemin bir numaralı elemanı..

Resmen tutku düzeyinde istemekteyim kendisini… Aslında basit bir mantığı var bence, her yeri eşit ısınan bir teflon, sürekli karışan yemekler… dolayısı ile bol yağa gerek kalmıyor…
Hem kapaklı oluşu ile koku, etrafa yapışan yağ zerrecikleri, benek benek kızaran kollar, leş kokan saçlarımı tarihin tozlu raflarına kaldıracak bir şeytan icadı olarak görüyorum onu…
Şu an maddi sebeplerle sahip olamıyorum, zaten kocaman alet, evde 2 kişiyiz küçücük mutfakta koyacak yer de yok… Tefal onun minisini (yarım kg misal) çıkarana kadar ben de biraz maddi refaha ererim muhtemelen…
Tefal duy sesimi…. Mini actifry yap, bana da bir tane hediye et…
Foto kaynak; http://www.tefalactifryer.co.uk/

scarab

Eylül 1, 2010
2 gün evvel mürekkep rengi bir oje sürmüştüm, Alix Avien markalı bu şahane oje sanki siyahmış gibi davranan fakat azıcık ışıkta adeta mürekkeple boyanan tırnakları, mavi mavi parlatan, simsiz, opak bir ojecik…. Aslında fotoğraflarını çekerken onun da çekmiştim ve numarası da görünüyordu ancak anlam veremediğim bir sebepten sildim henüz SD karttayk
Yeni bir oje blogu olmasına rağmen pek sevdiğim oje delisi şu linkte göstermiş şahane lacivert ojeyi…
Sonra dün dedim ki; ben bunun üzerine birşeyler süreyim de 2 gün daha kullanayım, nasılsa koyu renk oje çıkarırken anam ağlayacak bari değsin…
Aklıma mavi mavi parlasın diye golden rose’un çook açık mavi sedefli, tek başına birşeye benzemeyen ojesi geldi (bunun da fotosunu sildiğimden numarası yok aklımda, unutmazsam çeker eklerim…)
Bu ikili birleştiğinde bir süper oldu, bir süper oldu… Akıllara zarar… Sanki bok böceğinin üzeri gibi pırıl pırıl, maviden ziyade yeşilimtrak, turkuaz… Öyle böyle değil güzel….