Archive for the ‘alışveriş’ Category

midterm bunalımı

Kasım 23, 2010

Allah’ım… Midterm olduğunu dün öğrendim, bu kurs sanırım benim işimin yoğunluğunu hissediyor, en yoğun çalışmam gereken zamanlarda inatla bir aksiyon yapıyor.

Tam bayram öncesi, tam en yoğun işimin olduğu zaman proje için ilk draftı teslim et dedi. Tam ay sonu, yeni menü zamanı midterm sınavına çalış diyor, yetmiyor bir de ekliyor; pratik sınav da yapacağım?!!
Nasıl yani? Ama bu son derece haksızlık? Bari pratik sınav bir hafta sonra olsaydı?
İşim dersem saçma bir yoğunlukla ilerliyore… Ben de bu yoğunluğu inatla kaldıramıyore…
Ama isyan da edemiyore…
Blog, şu 6 günlük bayram tatili bana işsiz güçsüz evde oturmayı amma özlediğimi hissettirdi. Çok üzgünüm…



Blog, sana anlatmıyorum bunu N.Ş.A’da biliyorsun ama… Sırf kendim için içinde bulunduğum durumu kayda geçirmek istiyorum; Hayat insanı evvela derse sokuyor, sonra da soktuğu dersten sınav yapıyor. Ben şu an sınav tarihini öğrendim, sınava çalışıyorum… Anladın sen onu… =(
Bu arada; nasıl bir alışverişim geldi ve nasıl bir param yok, meteliğe kurşun atıyorum blog… Sırf kendimi mutlu etmek adına bu yazıyı alışveriş ile etiketliyorum…
Reklamlar

eastpak – markafoni

Eylül 3, 2010





Aslında alışveriş dietindeydim… Neden bilmediğim bir sebepten (patronumla konuştum, haftasonu izin işimi hallettim, onun mutluluğundan olabilir) markafoni’de ki eastpakler pek ilgimi çekti. Minik bir piyasa araştırması ile fiyatların müthiş güzel olduğunu fark edince ve bazı ürünlerin 1-2 dakika evvel stoktayken, hemen sonrasında stok dışı olması (peynir ekmek misali satışı gösteriyor bu bence) elimi çabuk tutmam gerektiğini hissettirdi. Zaten strawberry için sanal kartımın limitini yükseltmiştim, en temizi alayım dedim… İçim rahat etsin =)

Bir omuz çantası (içindeki laptop bölmesi ile beni kandırdı, bir shopper ve sevgilimle ikimize aynı örnek cüzdan aldım…) Sanırım 10 güne falan elimde olur…
Umarım sevdicek beğenir cüzdanını =)
Fotolar; markafoniden….

market

Temmuz 20, 2010

Bu konu ile ilgili üç beş kelam laf etmezsem fena üzülürüm…
Marketler Allah’a emanet diyorum başka da birşey diyemiyorum. Alışveriş yaptığım büyük pek çok market dahil (Migros’u ayrı tutuyorum, ona sonra değineceğim.) hiç biri doğru düzgün gıda güvenliğine önem vermiyor. Büyük marketlerin %60’a yakını non-food ürünleri desek (ki küçük marketlerde bu oran gıda yönünde artıyor) çok ciddi bir satış hacmi gıda yönünde. E bu kadar yoğun satış olunca da gıda güvenliğine verilmesi gerek önem artmalı bence ama gördüğüm kadar ile git gide düşmekte…

İsim vererek rencide etmekten çekinmeyeceğim. DiaSA’ya gitmiştim geçenlerde, baktım yumurtalar (ki üzerinde +4-+10 arasında saklanmalı yazar) reyon başı yapılmış, öylecene ortam sıcaklığında durmakta. Kasiyere durumu söyledim, beklediğim cevap yöneticime ileteceğim sıkınıtınızı iken adam bana “nereye ne teşhiri yapacağımız merkezden geliyor, böyle koyun demişler biz de koyduk” oldu… Üşenmedim gittim eve sağlam bir şikayet döşedim, geri dönen olmadı. Sonra aynı hadiseyi Carrefour’da da gördüm. Bu kez nasılsa geri dönüş olmayacak diye şikayet dahi yazmadım.
Yine geçenlerde Üçler markete gittim. Her ne kadar Carrefour, Migros kadar olmasa da kendi çapında büyük bir market, en azından zincirler… Hasbelkader dolanırken yetkili birini gördüm, nicedir canımı sıkan +4 ürünlerinin teşhiri durumunu kendisine söyledim, aldığım cevap şu oldu “ama şu an sirkülasyon çok, zaten arkadaşlar 10 dakka önce koydu bunları (ki konuşma akşam saat 9da gerçekleşiyor, mağazada in cin top oynuyor) bir de bilirsiniz ki biz Türküz, şikayet almadan hiç birşey yapmayız, şimdiye dek böyle bir şikayet gelmedi bize, zaten en sevdiğim şey bilinçli müşteri” dedi… Ben de sustum gittim…

Migros’ta ise durum azıcık daha farklı, tüm ürünler olması gereken sıcaklıkta sevk edilip o sıcaklıkta saklanır… Bundan eminim ve inatla evimin çok yakınında olmamasına rağmen Migros’tan alışveriş yapıyorum… Herşeyden önce müşteriye değer veriyorlar, aradığınız şey mağazada yoksa getirtmek için ellerinden geleni yapıyorlar, gıda düvenliğinden bihaber değiller… Ha orada da sıkıntı olmuyor mu, oluyor… Geçenlerde yazdığım bir şikayete inatla geri dönüş yapmadılar. Niye çünkü ben telefonumu vermek istemedim, paşalarım da mail ile dönüş yapmayı beceremiyorlarmış…

crocsmania

Temmuz 17, 2010




Az evvel fark ettim… Nasıl olur da ben crocs ile ilgili birşeyler yazmış olamam?

Herşey yaklaşık 3 yıl evvel başladı. İnternette dolaşırken denk geldim ona, hemen aradım yeşil kundurada olduğunu görüdüm. Aynı gün maslak yeşilde buldum kendimi.

Şu an emekliye ayrılmış olan ruby renk crocslarımı aldım. Aynı gün giydim. Kış gelene kadar hiç çıkmadı ayağımdan. Sonra kış geldi, bir gün crocslarımla duşa girdim, tertemiz oldu, bu sefer de kış boyu evde terlik olarak giydim. Yeniden yaz geldi, yine tüm yaz onu giydim… Aynı renk giymekten sıkılınca gittim grape rengi aldım. (Şu an yine işteyim, yine ayağımda onlar var.)

Bu arada kışın iş yerinde giymek için sued alice aldım, siyah olandan (tabanı kırmızı)

Sonra anneme aldım bir tane kışlık, sevgilime aldım tatile giderken bu yıl kenarı converse gibi olanlardan…

Maaile seve bayıla giyiyoruz velhasılı.

İnsanlar aman ne büyük, ay biraz çirkin mi diyorlar ama sallamıyorum. Zaten ayakkabıda en önemli şey rahatlık olmalı, hiç giyemedim topuklu ayakkabı, tüm kışı clarks giyerek geçirdim.

Tavsiye ederim.

Tek sorun yurtdışından Türkiye gönderimlerinin olmaması.

Tüm fotolar buradan alıntıdır.

dremel

Haziran 1, 2010


çok istiyorummmmm, nolur aliim… nolur ama nolurrrr………

yahu hamile falan değilim ama dremel aşeriyorum nedendir acep?

vallahi param suyunu çekmiş olmasa alıvericem, 150 lira gibi birşey tutuyor. Dremel 300 modelinin 55 aksesuarlı olanını istiyorum, flexi onun içinde varmış.

hayır alıp ne yapacağım ben de bilmiyorum =) ama istiyorum, tıpkı bir sürü jel eyeliner sahibi olup blacktrack istemek gibi sanırım.

aslında dilimli tahtalar üzerine gravür falan… öyle isteklerim var kendimden…

istediğim bebek ise şu;

bu arada dolanırken dolanırken nette süpercene bir forum buldum.
ahanda şurası…
hobiye meraklı insanlara şiddetle tavsiye ederimg…

curly wurly

Ekim 31, 2009

çok çok ilgünç bir şampuan bu… içinde hindistan cevizi var… köpürtmek için biraz elde suyla yumuşatmak falan gerekiyor falan… ama kolay durulanan sonuç olarak vaad ettiği yumuşaklığı veren bişey. karma komba kullanıyordum, bu denediğim 2. lush şampuanı, bu da ziyadesi ile güzel… kokusu falan da hoş… biraz pahalı gibi ama az kullanınca da yeterince köpürtüyor…

lush-snow fairy =)

Ekim 30, 2009

wuuuuhuuuuuuuu……..
bu nasıl süper bir şey… bu nasıl güzel bir koku… anlatamam… içinde simler de var (şişenin dibinde mavimtrak parlıyor)
şekerli kokan, kokusu banyoyu saran, kolay köpüren, mis gibi temizleyip cildimi kurutmayan süper bir icat…
250 gramını almıştım, şimdi 500 gramını alacağım…

alışveriş

Ekim 29, 2009

Yüce Rabbim… Alışveriş yapmak nasıl da güzel bi şey… Nasıl da rahatlatıcı =) e tabi o kadar para insanın cebinden çıkınca bir miktar hafiflik çöküyor… bir sürü güzel kokan şey aldım lushtan… üşenmeden fotolayıp koysam da azıcık canlansa zavallı blog…

bu aralar tak diye hareketlendi hayat gene… hayat dediysem, iş yani =) firmamın yıl dönümü kutlaması bizim orada yapılacak, bir sürü iş var. var dediğime de bakmamak lazım, ben çömezim, ben bilmem… belki de iş yoktur (= bana öyle geliyordur…

geçenlerde gayet sado-mazo olarak nitelendirdiğim bir eylemde bulundum… eski (beni aldatan) sevgilimin facebook hesabına göz attım, aslında amacım farklıydı, onun hesabında ekli olup benim sildiğim bir arkadaş neler yapıyor, iyi mi falan diye merak ettim… ama girmişken bi de mesajlarını okumadan çıkamadım… işte işin mazo kısmı burası… aslında eğlenceli de oldu (= bizim, tabiri caiz ise, şerefsiz tanımadığı hatunlara bir selam ile başlayan mesajlar atmış yekten =) mesajlaşmışlar falan baya bi… 4-5 ayrı hatunla olan muhabbetini okudum… bi tanesi fena komikti yahu… aslında şuraya copy-paste yapıp dialogu ölümsüzleştirmek lazım ama… okumakla zaten ayıp ettiğim düşünülürse bu özel konuşmalarını internette yayınlamak ekstra etik dışı olacaktır….

ha bi de bugün the body shopdan bir palet aldım, yılbaşı içinmiş. sanırsam güzel bişey. yarın dener yazarım inşallah… bir de %25 indirim vardı… 37 liraya geldi yanlış hatırlamıyorsam 4 far + 1 allık…

lush

Temmuz 14, 2009

son dönemlerde bir lush sevdası başladı ki bende… evlere şenlik =)

herşeye sahip olma isteğimi nasıl bastırdığımı bilemiyorum… şu an deli gibi flying fox temple balm istiyorum… üşenmesem koşa koşa almaya gideceğim… çok fenaaaaa……

neler kullandığımı yazmak, anlatmak istiyorum…. bayılma sırama göre şeedicem…

1. karma komba katı şampuan: azıcık bile saçlarıma sürünce inanılmaz köpürüyor. böyle kartopu gibi bir köpük oluyor. sonra durulayınca ise, pıt diye akıp gidiyor. gıcır gıcır oluveriyor saçlarım. sonra saçlarıma hiç bir şey sürmesem bile süper kalıyor saçlarım.

2. lemslip: valla ne olduğunu direkt anlatmak zor. duştan sonra sürüyorum her yerime. sonra durulanıyorum. yumuşacık ve mis oluyorum. fazla kokmuyor. ama güzel kokuyor. sonradan bunu yerine almond butter aldım… almond butter de güzel ama lemslip neden en çok istenen listesinde insan anlıyor =) almond butter içinde peeling yapan partiküller var. kaşıyor yani azıcık…

3. karma katı parfüm: neden bilmiyorum ama benden başka kimse sevmedi onu =) biraz ağır hakikaten kokusu. ama şahsen bayılıyorum. lakin farklı karma ürünleri almaktan korkuyorum kimse sevmedi diye. şampuanı da fazla kokmadığından almıştım zaten.

4. veganese saç kremi: karma kombadan çok memnun kaldım. lakin saçlarımı azıcık da olsa sertleştirdi. ben de madem bu adamların şampuanları bu kadar güzel, saç kremini de deniyim. hem başka markaların içinde ne kadar kimyasal olduğu belirsiz ürünleri ile saçlarıma zarar vermem dedim. bir de karma kombadan sonra o süper temizlenmiş/arınmış/durulanmış hissi , anlatamam zaten. neyse gittim bi de saç kremi aldım. ilk kulanımım tam bi faciaydı. normal saç kremi gibi kullandım. saçımdan arındı ama akıl almaz bir yumuşaklık bıraktı. ne şekil verebildim, ne topladığımda toka tuttu… dedim ben bunu bi daha kullanmam muhtemelen. neyse sonradan tekrar deneyince miktar konusunda sıkıntı yaşadığımı fark ettim. şimdi minicik alıyorum elime, bir cm uzunluğunda sıkıyorum diyim… sonra onu iyice ellerime yediriyorum. saçlarıma sürünce, o miktar yetiyor… 

5. fresh farmacy: temizleyici olarak aqua marine ve herbalism’i denedim. ikisini de kullanmak ölüm gibi geldi. ya ben beceremedim, ya da ürünlerin kullanımı zor… bilemiyorum. sonra bunu önerdi satan süper sevimli hatun… sabun gibi olduğundan kullanımı kolay. direkt temizliyor pek anlatacak bişeyi yok aslında. sonrasında temiz cilde krem falan uygulanabilir…

6. neden bu kadar sona bıraktım bilemiyorum… aslında 2. çok kullandığım ürün kendisi… baby face: makyaj çıkarırken kendisini surata sürtüyoruz… gözlere de… zaten değdiği anda eriyor. mis gibi kakao yağı kokusu ile. sonra yumuşak yumuşak masaj yaparak makyajı çözmesine yardımcı oluyoruz. sonra da ıslatılmış pamukla silince ne makyaj, ne bişey… kalmıyor. rimel için azıcık uğraşmak gerektiğinden ben rimelimi önceden ıslak pamukla siliyorum. sonra kalıntılarını babyface ile çıkarıyorum. diadermine makyaj çıkarıcı su ile sildiğim ve temiz-arınmış görünen cildimden bile tonla makyaj artığı çıkardı… ama tabi yağlı bi his bırakıyor. zaman zaman besliyordur diye bırakıyorum onu cildimde, ama genelde sonrasında fresh farmacy ile yıkıyorum. 

7. masaj barı: çok gerekli bir ürün değil. yani olmazsa yaşayamam demiyorum. ama mantıken güzel. bir bloğa eli sürüp sonra onun yağa dönüşmesi, cildin o vıcık vıcık yağı ne de güzel emmesi… hoş şeyler tabi… ama bir sevgili ile tatbik edilmesi daha makbul. e şu an hala aldatılmanın etkilerini atamamışken… sevmiyorum desem yeridir masaj barını.. pıhhhh….

bunların dışında sabunları kullanıyorum. ama teker teker yazmaya ihtiyaç duymuyorum nasılsa insan kokuya göre seçiyor onları =)

ayrıca tester olarak kullandığım şeylerle ilgili yazmak istemiyorum aslında, neticede düzenli kullanım söz konusu değil ama olsun… tek kullanım sonuçlarım da şunlar…

karma krem: fazla yağlı, onun yerine masaj barını kullanmak daha keyifli.

love lettuce: hoş bir temizlik hissi bıraktı, peeling etkisi güzel, ferahlığı hoş. amma velakin hemen sonrasında cildimin 2 ayrı yerinde içi yağ dolu baloncuk oluştu. 

ımmm. ilginç, başka bişey denedim mi bilemedim birden…….

bir de; pudra denemek istiyorum ama kullanabilir miyim bilemiyorum…

yahu?!!

Mayıs 3, 2009

biraz daha farklı bişeyler mi yazasım var? bana mı öyle geliyor?!!

ne yazsam ki? sanırım ruj yazıcım… yani rujlarla ilgili bişeyler yazıcam… 

öncelikle söylemeliyim ki m310 samsung süper telefon. üst yüzeyi parlak olduğundan her ne kadar ayna gibi olmasa da ruj sürerken onu kullanabiliyorum =) muhteşem icat yahu =)

ilk kullandığım ruj annemin estee lauderları idi… böyle tam ten rengi… tam dudak rengi… sürmüşüm sürmemişim fark etmezdi… ama gene de severdim sürmeyi…

sonra lisede nivea meyveli dudak koruyucularını keşfettim =) uzunca zaman onlardan bitirdim onlarca… nivea lip care =) çileklisi….. kirazlısııııı……..

sonra kırmızı ruj aşkım başladı… hala süren……

üni. zamanında bir süre bordo falan da kullandım tabi =) aykırı gençlik hezeyanları…

şimdi artık kırmızı ruj isteğimi en güzel maybelline cherry candy ile gideriyorum. eğer daha yoğun istersem de inglot mat seriden dudak kalemi var kıpppkırmızı…. onu sürüyorum üzerine. daha kalıcı oluyor =)