Archive for the ‘ceren yazdı’ Category

Rüya

Ağustos 10, 2011

Hayal kurmak güzel şey, bu aralar zamanım bol bunun için. Ara ara ufacık bir his gibi geliyor hayallerim.

Ufacık bir ev istiyorum, kocaman kütüphaneli, büyük mutfaklı, sevdiğim komşular istiyorum, keklerimi pastalarımı onlarla paylaşmak istiyorum, ufak bir pastanede çalışmak istiyorum usta olarak (şeflik hayalim yok, hep alt düzey de olsa yönetici olarak çalıştığım için hevesim yok bu konularda sanırım) bir de güzel mutfak malzemeleri istiyorum gerektikçe alınmış, bir mağazadan toplanmamış, mutfağa müzik sistemi istiyorum, masa olsun  istiyorum, koltuk olsun istiyorum, kekin pişmesini mutfakta kitap okuyarak beklemek istiyorum. Sükunet ve birazcık kendi kendime kalmak istiyorum ve bunu istiyor olmaktan korkuyorum sonra çok kendi içime dönüyorum diye…

ramazan, sigara, oruç, nikotin bandı

Ağustos 8, 2011

Uzunca süredir nikotin sakızı ile kendimi mutlu eden biriyim. Elbette hiç bir şey o iğrenç kokulu dumanın yerini tam doldurmuyor ama öksürük, burun tıkanıklığı ve sürekli leş kokmak ile çap çap sakız çiğnemek arasında tercih yapmam gerektiğinde sakızı tercih ediyorum. Sakızın tadını da sevmediğim için (aslında tadı güzel ama genzimi yakıyor, inceden midem bulanıyor) sürekli azalan miktarlarda çiğnemeye başladığımı fark ediyorum. Kimyasal şeyler konusunda biraz korkak olduğum için çok araştırdım nikotin sakızı/bandı meselesini.

En en en önemli konu vücuda nikotin alırken sigara içmemek, çünkü aynı anda bir sürü sigara içmiş gibi olabiliyormuş ve sonu komaya kadar gidiyormuş.

Oruç tutan insanların nikotin bandı kullanabileceğine ilişkin bir sürü din adamından bir sürü şey duydum, okudum. Peki oruç nefis terbiyesi değil mi? Alışkanlıkları sürdüreceksek? O zaman serumla besin alsak da mı olacak?  Ya da daha önemli olan kısım, nikotin bandı kullanan adam iftardan sonra yemek yiyip, arka arkada bir kaç sigara yaktığında ne olacak?

Tercih yapılması lazım bence, ya nefsine hakim olup tüm zevklerden arınacaksın, ya da yemek de yiyeceksin…

Hayır, din adamı değilim ve insanların tercihlerine sonuna kadar saygı duyarım ama bu sağlık açısından da risk?

saçmalamak benim işim

Ağustos 6, 2011

Hepimizin içinde bulunduğu balonlar var, o balonların içine yeni şeyleri almak bazen zor oluyor =)

Biraz evvel blogumu taşıdım wordpress’e ve şöyle bir arşive göz attım, aldatma üzerine hali hazırda yazılmış bir yazım var. Ama hala aklımda bu konuya ilişkin şeyler dolaşıyor. Sebebini biliyorum, vakti zamanında aldatıldığım için aldatılan her eş-dost soluğu benim yanımda alıyor, güya dertleşme adı altında, zaman itibariyle bende de olmayan, enerjimi soğuruyorlar.

En son bu iş için beni seçen kıymetli arkadaşımın olayı pek komikti… bir ara sohbeti yarıda kesip ortamdan kaçarak uzaklaşmak istedim =) ki bu hisse nadiren kapılırım, insanlara tahammül gösterme konusunda kendimi eğitmeye çalışıyorum çünkü.

Hanım kızımızın derdi ayrıldığı sevgilisinin 3 hafta sonra başka bi kızı s.kmiş olması… OK, rahatsız etmiş olabilir… Anlayış göstermek lazım… Birlikte küfrettik uzun uzun. Sonra sadede geldi, aslında çok mutlu, zira kendisi de biriyle sevişmiş, pek memnun kalmış söz konusu performanstan falan filan. Peki sen bu elemanla seviştikten sonra mı öğrendin, yoksa önce mi öğrendin eski manitanın yeni birini bulduğunu? diye sordum, gayrı ihtiyari…

Bu sorunun üzerine olay aydınlandı… Ayrılmışlar, aynı haftasonu başkaları ile birlikte olmuşlar, sonra kızımız cebren ve hile ile eski sevgilisinin yediği naneyi öğrenip aşırı tepki vermiş.

Sus, dedim içimden. Bari iki yüzlü olma. Sen yapınca beline kuvvet, o yapınca şerefsiz pezevenk. Olacak şey değil, önce kendimize dürüst olalım istiyorum. Ben yaptığım hatalardan rahatsız olduğumda bunlardan herkese bahsetmemeyi tercih ediyorum, beni bilen insanlara içimi döküp kendimde rahatsız olduğum şeyleri tüm açıklığı ile anlatıyorum, birilerine haksızlık yaptıysam günah çıkarıyorum… Birilerini kandırmaya çalışmak büyük yük, zaten yaşamak zor, bunu daha da zorlaştırmanın anlamı yok.

ask resmi gecidi vol.1

Temmuz 29, 2011

Buna iliskin daha evvel birseyler yazdim mi bilmiyorum… Senin icin
yazdigim seyleri hatirliyorum, o kadar amnezik degilim, sukur. Ama
bloga yazdim mi olu bilmiyorum…

Hayatimda tuhaf sekilde yer isgal eden insanlardan birisin, severim
ben oyle eften puften insanlari aklima tikistirmayi =) Ama sen onca
yil nasil kaldin, hayret ediyorum. Belki iliskimiz sevgili ya da
benzeri herhangi bir statu kazanmadigi, bir baglilik olmadigi icindir.
Sende beni ceken ne var, bunu da bilmiyorum… Senin icin ozel oldugum
sanrisina her kapildigimda, bir baktim ki; aslinda benimle ayni
seviyede bir suru insan var hayatinda. Belki beni ozel
hissettiremedigin icin hep mesafeli oldum sana? Beni suclarken hic
dusundun mu bunu?

Yanlis anlama, seni yargilamam. Seni hep oldugun gibi sevdim, en ariza
hallerin, insan degilmissin gibi davranman, kivrak ve beni hep
zorlayan zekan. Ama bana son koydugun posta canimi sikti, uzerinden
aylar gecti ve kendine bir post yazdiriyorsun… Hala onemlisin benim
icin…

pozitif

Aralık 3, 2010

Eveet…

Pozitif düşünmenin ne kadar önemli olduğuna ilişkin bir miktar fikrim var… Maksat kayda geçsin, maksat birşeyler yazayım, maksat elim açılsın, maksat kelimelerim açılsın…
Aslında çalışmam lazım, ama böyle sıkışık zamanlarda daha iyi yazılar yazmayı umuyorum…
Pozitif düşünmek mühim tabi… Misal su… Yapılan bir araştırmaya göre(?!!) bir miktar suya hakaretler sayılmış, bir miktar suya hoş lakırdılar edilmiş. Suların atomik yapıları incelendiğinde güzel sözler ve hakaretler işitenler arasında fark olduğu görülmüş…
Yemek yaparken, hamur yoğururken ben genelde hoş şeyler düşünmeye çalışıyorum, fırına girmiş ürün kokusunu hayal ediyorum, ağzımda yumuşacık mayalı hamuru çiğnediğimi düşünüyorum… Ve voila… Sonuç süper oluyor. Ama sadece yapmak için yaptığımda, kendimi stresli hissettiğimde, olmuyor Allah olmuyor. Hamur maya tutmuyor. Nasıl iş anlamadım. Sen hamursun, nereden anlıyorsun benim ne düşündüğümü. Nereden anlıyorsun seni sevip sevmediğimi?
Durumu insan ilişkilerine çekesim geldi şimdi yazarken… Karşımda bulunan kişi kötü hissediyorsa kendini, yaptığım işten hayır gelmiyor ( ofisime giren çıkan belli olmadığı için mühim bir konu onların psikolojisi)
Tuhaf işler…

İzin meselesi

Kasım 26, 2010

Alenen izin veriyorum kendime, üzülme izni, sinirlenme izni…

Belki bu kadar izin vermeye meraklı olmasam daha mutlu olurdum? Kim bilir?

midterm bunalımı

Kasım 23, 2010

Allah’ım… Midterm olduğunu dün öğrendim, bu kurs sanırım benim işimin yoğunluğunu hissediyor, en yoğun çalışmam gereken zamanlarda inatla bir aksiyon yapıyor.

Tam bayram öncesi, tam en yoğun işimin olduğu zaman proje için ilk draftı teslim et dedi. Tam ay sonu, yeni menü zamanı midterm sınavına çalış diyor, yetmiyor bir de ekliyor; pratik sınav da yapacağım?!!
Nasıl yani? Ama bu son derece haksızlık? Bari pratik sınav bir hafta sonra olsaydı?
İşim dersem saçma bir yoğunlukla ilerliyore… Ben de bu yoğunluğu inatla kaldıramıyore…
Ama isyan da edemiyore…
Blog, şu 6 günlük bayram tatili bana işsiz güçsüz evde oturmayı amma özlediğimi hissettirdi. Çok üzgünüm…



Blog, sana anlatmıyorum bunu N.Ş.A’da biliyorsun ama… Sırf kendim için içinde bulunduğum durumu kayda geçirmek istiyorum; Hayat insanı evvela derse sokuyor, sonra da soktuğu dersten sınav yapıyor. Ben şu an sınav tarihini öğrendim, sınava çalışıyorum… Anladın sen onu… =(
Bu arada; nasıl bir alışverişim geldi ve nasıl bir param yok, meteliğe kurşun atıyorum blog… Sırf kendimi mutlu etmek adına bu yazıyı alışveriş ile etiketliyorum…

öyle bir geçer zaman ki

Eylül 15, 2010

Aslında dizi izlemeyi sevmem, hele öyle ağlak, ağır konulu falan oldu mu iyice bayar beni dayanamam. Dün akşam pek keyfim yoktu, (zaten bu aralar keyfimin olduğu akşamlara denk gelmek pek zor, sevgilim ve kardeşi ile aynı evde bilmem kaç ay geçirmenin bedeli işte) bari tv izliyim diye inat ettim. Amma velakin 5 kanal çeken antenimiz ile ilginç bir şey buluveremedim. Mecbur kaldım resmen Kanal D’de Öyle Bir Geçer Zaman ki izlemeye…

Ama son zamanlarda izlediğim en süper dizi desem yeridir. Daha 1. bölüm, ama bildiğin sardı beni.
Oyuncuların performansı muhteşem. Dizinin geçtiği dönem hemen her ayrıntısıyla dekor gibi değil de sanki o yıllarda çekilmiş gibi yansımış.
İzlerken çok moralim bozuldu, enerjim iyice düştü, sanki o ailenin bir parçasıymışım gibi.
20/09/2010’da gelene edit:
Yukarıda ki kısım dizinin geçen çarşamba yazıldı….
Yahu dizi iyi güzel, ki hatta süper ama aynı günde 2 kere (ki bu benim dün denk geldiğim kesin üçlemişlerdir ben dışardayken) gösterilir mi? İlk yayınlandığından bu yana en az 6-7 kere gösterdiler kesin… Vallahi 2. bölümü izlemeden diziden bıktıracaklar…

aldatma üzerine

Eylül 14, 2010


Dün bir iş arkadaşımla konuşurken yeniden düşünmeye başladım “aldatma” üzerine…

Arkadaşım der ki; aldatılmak benim için önemli değil, anlarım ben, başkasını sevebilir, onunla birlikte olmak isteyebilir, yeter ki önce bana söylesin, ben de bileyim, ona göre birlikte bir yol çizelim.
Mantıksız geldi tabi bana, ama çürütmeye dahi çalışmadım. Ben aldatıldığımda, V bana söylemedi. Kendim fark ettim. Sorası da malum işte… Ayrılma, barışma, kavga, küfür, barışma, ayrılma… Kalıcı olarak ayrılma….
Aldatmanın sınırlarını düşünüyorum; ilişki yaşayan iki insan var… Farklı şeyler yaşayan, farklı ortamlarda bulunan (göbeğimiz birlikte kesilmiyor kimse ile malum), farklı insanlarla tanışan, o farklı insanlarla “farklı” paylaşımlarda bulunan…
Peki şartlar böyleyken nasıl olur da sadakat beklenir? İnsanlar doğal olarak sadık değillerdir (bence) sadık olmayı seçerler (bence).
“Sadakat” hadisesini omurilik soğanına indirip artık alışkanlığa dökünce tek eşli oluyorsak, ya biri çıkıp omurilik soğanımızı kuru fasulye yanında yerse ne olacak?
Ya birinin ilgisi pek hoşumuza giderse? Bir aksiyona girmesek dahi ilgiden hoşlanmak da aldatmak mıdır?
Yok düşündükçe benim devrelerim ısınıyor, aldatabilitemi sağlam temellere dayandırasım geliyor… En iyisi ben bir elma görseli ekliyip postu sonlandırayım…
Öperim kendimi en omurilik soğanımdan….

bayram seyran v.s.

Eylül 12, 2010

Hoba… Bir bayramı daha yemiş bulunuyoruz… Pek keyifliydi vallahi…

3 gün evde oturuş, memlekete giden sevgili kardeşi, sevgili ile yenen başbaşa yemekler, izlenen milli takım maçları, oynanan guitar herolar v.s.
Bu aralar guitar hero’ya sardım, hala easyde oynuyorum ama aldığım keyif tartışılamaz. Gitar da aldılar, artık klavye ile kastırmaca sona erdi. Kontorland klavye pek ucuz, pek güzel birşeymiş. Hele dokunmatik kısmı yok mu… Beni benden alıyor, sanki slash olup sololar attırıyorum.
Dünden beri de medium kısmında en sevdiğim parçayı training (hufff… Türkçe karşılıklarını istiyorum ben bunlarınnnnnnnnnn) olarak slower çalıyorum maksat küçük barnağım alışsın…
He evet, işteyim şu an… Dükkanı ben kurtarıcam da Allah izin verirse…