Archive for the ‘forumfood.net ten alıntı’ Category

genelleme

Ocak 10, 2009

yazmışım zamanında… zamanımın olmayışından hemen sürekli açık olan yegane internet sayfasına… şimcik tarihleriynen buraya da copy-paste yapıcam… evet, ben yapıcam…

28.11.2008

bol stress soslu, gerginlik dolu mühendis sepetinde, şefin spesiyal azarı

hep diyorum hazır yemek sektörü dendiğinde müh

endisi dediğimiz aksamı, işin yürümesini sağlayan işçilere yani tekerleklere bağlayan dingil; aşçıbaşı…

ve ben gene hep diyorum; şef aşçı konusunda müthiş şanslı bir insanım. hemen yanı başımda fosur fosur sigara içen, şişman aşçıbaşım mikrobiyoloji ile ilgilenen, soğutucunun nasıl çalıştığını anlattığımda ilgi ile dinleyen hatta kimyaya meraklı üstelik 20 yıllık mesleki tecrübesi ile beni gastronomik açıdan yetiştirmeye debelenen muhteşem bir adam.

üstelik stress altında ezilen mühendisini, elinde bıçakla tehdit edecek, azarlayacak kadar da çılgın bir kimse kendisi.

ev-taşınma stresine girmiş gariban bünyem mide spazmları ile titreyen eller ararsındaki korelasyonu çözmeye çalışırken, meditasyon denemelerim boşa çıkarken, gevşeme tekniklerine odaklanmaya çalışırken gene taşınma işine kayan beynime söz geçiremezken, söylenenleri anlayamazken… en işe yarar yöntem olan bıçaklı saldırı en azından dış dünyaya dönmeme yardımcı oldu. sanırım yoga derslerine boşa para veriyorum?!! 

herkese benim ki gibi usta versin yaradan… amin…

06.12.2008

yumurta-kapı

kapıya dayanan yumurta, adrenalin v.b. zamazingoların insan çalışma hızı ve konsantrasyonuna etkisi üzerine makale yazabilirim sanıyorum ki… yahu 24 yıllık hayat hep aynı döngüde mi gider? pes vallahi… bir sınava da 1 hafta önceden çalışmaya başla… yok abi, hep son dakika hep son dakika…

ama deneyimlerim diyor ki haccpten 22000’e 3 haftada geçiş insanı zorluyormuş… gerçi hala bir haftam var =)
ve bir hafta kalmış olmasına rağmen hala kahveden redbulla terfi etmedim. hala yoga derslerime katılacak zaman kalıyor…

izlenebilirliği sağlamak pek kolay geldi, lakin dün aklıma takılan “eylemleri bir amaca bağlama” olarak ifade ettiğim durumu bir türlü şeedemedim.

taşınıyordum, ertelenmişti… evi tuttuk. taksimetre işliyor =) kirayı falan ödedik. ne zaman taşınırız bilemiyorum. boya badana da lazım, kendim boyamak istiyordum… belki duvarkağıdı? umarım zaman kalır… çok heyecanlıyım çok…

sevdicek şu an hammadde spektlerimi düzenliyor, görev talimatları çocukluk arkadaşımın revizyonundan geçiyor, üretime girmeyen/giremeyen mühendisin açığını şef aşçı kapatıyor… gıda mühendisi olmayan insan grubu olmalarına rağmen yardım ediyorlar… şanslı mıyım neyim yahu?

devamı da var ama onlar sıkıcı…

lavanta

Kasım 26, 2008

El emeği, göz nuru yazılarımın sadece http://www.forumfood.net’te kalmasına gönlüm razı olmuyor…

“Lavanta” da orası için yazıdığım bir yazıdır…

Lavandula ismi Latince lavare’den gelmekte ve yıkama anlamını taşımaktadır. Zira yıkama ve banyo suyunda kullanımı yaygındır.

Benim bahsetmek istediğim kısım ise lavanta yağıdır…
Lavanta yağı Latince’de Lavandula angustifolia olarak bilinen lavanta bitkisinin çiçeğinden elde edilir. Terkibinde %35-55 linalil asetat bromil asetat, terpineol, borneol, nerol, valerian asidi olan bu yağ lavanta çiçeğinin en önemli maddesidir. Renksiz-açık sarı renklidir. 150-160 kg bitkiden 1 litre yağ elde edilir.

Uçucu yağların eldesinde iki temel yöntem kullanılır; destilasyon ve enfleuragedir. (Uçucu yağ eldesi ve özellikle enfleuage dendiğinde konudan bağımsız olsa dahi anmadan geçemeyeceğim Patrick Süskind ve “Das parfume”) Lavanta yağında kullanılan genelde destilasyon metodudur.

Lavanta ve diğer şifalı özelliğe sahip uçucu yağlara ulaşmamızı sağlayan distilasyon yönteminin gelişimini ise İbn-i Sina’ya borçluyuz. İbn-i Sina su buharı ile damıtma (destilasyon) metodunu geliştirmiş ve tarihte ilk saf eter yağı (ucucu yağ, eterik yağ veya esans) elde edilmiştir.

Gelelim lavantanın şifalı etkilerine;

• Sinirleri yatıştırıcı ve spazm çözücüdür. Özellikle depresyonla ilgili aşırı sinirlilik durumunda yatıştırıcı olur. Uykusuzluk halini giderir.
• Stresle ilgili baş ağrılarında etkili bir iyileştiricidir.
• Bitkinlik ve güçsüzlük durumlarında, merkezi sinir sistemini ve dolayısıyla bedeni güçlendiricidir.
• Saman nezlesini geçiştirmede etkili olur.
• Sindirim sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır
• Kusma refleksini bastırır.
• Öksürüğü kesici ve ateşi düşürücü etkileri de vardır.

Ben bunların içinde daha ziyade sakinleştirici etkisi ile ilgileniyorum… Lavantanın şifalı etkilerinden ne şekilde faydalanabileceğinizi kendi deneyimlerimden faydalanarak anlatmak istiyorum;

• Tütsü olarak kullanımı; kurutulmuş lavanta parçacıklarını (sapıyla-çiçeğiyle) minik bir kap içerisinde direkt yakarak kullanılabilir. (Aynı zamanda bu yöntem ile adaçayıda yakılabilmektedir) Zaten hemen sönecek, hafif kokusu odada kalacaktır. Lakin kişisel tercihim dumanın sürekli havalanmayan ortamlarda rahatız edici olduğu yönündedir. Bu yöntem özellikle yaz aylarında kapı pencere açıkken güzel olmaktadır.

• Dinlendirici göz yastığı olarak lavanta torbası; kurutulmuş lavanta, lavanta yağı ile karıştırılmış pirinç ve keten tohumunu ipek kese içerisine doldurup (lavantaya ve lavanta yağı miktarına dikkat etmek lazım, çok olduğunda rahatsız edici olabilir) dinlenme esnasında gözlerin üzerine koyulabilir. Hem şifalı kokusu ile rahatlatır, hem de gözlerin üzerine içindeki pirinçler ile hafif bir kompres uygulayarak rahatlama hissi verir.

• En sevdiğim yöntem kandil ile kullanım; piyasada bulunabilen kandillerin haznesine biraz su, birkaç damla lavanta yağı damlatılır, kandilin alt kısmına tealight adı verilen mum yerleştirilip yakılır. Su ile birlikte, zaten uçucu olan, yağımız da havaya karışır.

• Çok acil durumlarda; bir damla yağ parmaklara alınıp şakaklara masaj yapılarak yedirilir.

• Son yöntem şu an kullandığım yöntemdir; yağı hafifçe emebilecek bir kumaş üzerine birkaç damla yağ emdirilir. Uçucu olan yağ hafif hafif ortam havasını muhteşem hale getirir… ( Bunu ben kumaş ile değil, dev mikrop şeklinde olan peluş oyuncağın birkaç yerine damlattığım yağ ile hazırlıyorum, masamda duruyor. 2 günde bir yeniden yağ damlatıyorum.)

Tüm bu aromaterapik kullanımlarının dışında herbal terapik kullanımı da mevcuttur. Lakin bu tür uygulamalar muhakkak ki uzman gözetiminde yapılmalıdır. Kafamıza göre bitki kullanımı tahminimizden daha çok zarar görmemize yol açabilir. Ne de olsa ilacı zehirden ayıran dozudur…

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4

YOGA

Kasım 26, 2008

Bu yazı aslında http://www.forumfood. net için yazıdı lakin buradan da  paylaşasım var…


Aslında bu yazıyı yazabilecek en son kişilerden biriyim muhtemelen (bu arada bu yazı http://www.forumfood.net için özel olarak hazırlanmıştır, yani alınteri =) el emeği.) Lakin sağda solda, farklı başlıklar altında ufak ufak yazmaktansa elimden geldiği, dilimin döndüğünce, kapsamlı bir şeyler yazma fikri daha iyi geldi kulağıma.

Bu açıklamayı sonra değil, başta yapma sebebim ise 15 yıllık bir yoginin yazdıkları olmadığını, hatalar olabileceğini bilerek okumanız için. Toplamda 6 aydır yoga yapan bir pre-öğrenci olduğumdan sürç-i lisan edersem şimdiden affola. Düzeltmelere açığım.

Yoga nedir, ne değildir?

Öncelikle yoga bir din değildir (misal budizm gibi felsefik bir öğreti de değildir.) Dolayısı ile mevcut inançlar ile çelişmez, ister müslüman, ister yahudi, ister ateist olsun birey, yoga ona ters düşmeyecektir.

Yoga yapmak için esnek olmak gerekmez. Yogayı 5 yaşında bir çocuk da, 65 yaşında ki bir emekli de yapabilir. Yoga yapmak için tek engel kişinin kendisidir. Ayrıca eklemek isterim ki yoga pazuları şişiren, karında baklavalar oluşturan, kalçaları sıkılaştıran bir egzersiz bütünü de değildir. Spor iyidir, spor yararlıdır. Buna lafım elbette ki yok. Lakin benim gibi hayatında kaçan otobüsün peşinden koşmak dışında herhangi sportif faliyette bulunmamış kişiler için spora başlamak ziyadesi ile güç bir iş. Tabi burada kişisel görüşler de önemli, koşu bandında 45 dakika debelenmek, ağırlık bağlı ayak bileğim ile bacağımı kaldırıp indirmeye çalışmak bana çok zor geliyor. Yogayı bunlardan ayıran ise fiziksel bir hedefin olmaması, 3 ay içinde 5 kilo verip, basenlerimdeki fazlalıklardan kurtulacağım gibi değil amaç, amaç bedensel farkındalığı arttırmak, sağlıklı bireye dönüşmek, bel kemiği esnekliğini arttırmak… kalanı kendiliğinden geliyor. Yaklaşık 1-2 saatlik bir çalışmadan sonra beden enerji ile doluyor, ister istemez insan bedenini dinlemeyi öğreniyor. Bedenin tepkilerine kulak verince zaten yanlış davranışlar azalıyor. (Sabah kahvesi olmadan yaşayamayan ben, günde 2 fincana düşürdüm, sigarayı bıraktım, sindirimi güç gıdaları tüketmeyi azalttım, işyerimde deli eden durumlar artık o kadar da etkilemiyor beni)

Yoga yapmak için vejeteryan olmak gerekmiyor. Hatta hiçbir şey olmak zorunda değil, sadece yoga yapmayı istemek yetiyor da artıyor bile. Günde 3 paket sigara içen, sadece kızartma ve et ile beslenen, her akşam demlenen, 110 kilo bir kişi dahi olsanız bugün başlayabilirsiniz.

Yogaya başlamak

Yogaya başladığında kişi belli bir adaptasyon süreci yaşıyor, zira beden hergün sandalyede oturmaktan alenen küflenmiş oluyor. Asanaları (yoga pozlarını) doğru yapabilmek, nefesi kontrol etmek göründüğü kadar kolay olmayabiliyor. Yoga burada da bir güzellik sunuyor; hiçbir asananın kesin doğrusu yok! Herkesin bedeni birbirinden farklı, dolayısı ile sınırlar da farklı… Asanalarda da sürekli sınırları keşfedip orada kaldığı için kişi, hem beden kendisine zarar verebilecek şeyleri yapmıyor hem de zamanla meydana gelen değişim gözlenebiliyor. Herkes birbirinden farklı demişken hayretler içerisinde kalarak deneyimlediğim şey; bedenin sağı ve solunun da birbirinden farklı olduğudur. Sağ tarafın severek kaldığı bir asana, sol taraf için rahatsız edici olabiliyor. Ya da aynı beden bugün severek, dinlenerek kaldığı bir asanaya yarın dayanamayabiliyor. Çok ilginç geliyor bana, bu şekilde her ayrıntısına vakıf olmaya başlamak, içinde 24 yıldır yaşadığım bedenin…

Ve bir diğer tuhaf durum ise yoga ile ilgili; insana kendisini iyi hissettiriyor. Ders sonrası vücuda dolan enerji tarif edilemez boyutlarda. Bu “enerji dolması” hissinin sebebi ise; biz insanların bedeninin enerji ile beslenmesi, sağlıklı kalması, mutlu olması. (Artık hemen heryerde çokça karşılaştığımız çakra kavramı da bu enerji akışının bir nevi merkezlerini ifade eder.) Asanalar omurgayı güçlendirip, kök gücü arttırken aynı zamanda enerji merkezlerini de uyardığı için yoga çalışması sonrasında bedene enerji dolar, uzun bir yolculuktan sonra deterjan kokan, serin beyaz çarşaflarda yatmış, şahane bir uyku çekmiş ve sabah yataktan yeni kalkmış gibi. Biten çalışmadan sonra kanter içinde duşa koşup, ardından da eve gidip uyuma, yatma isteği doğmaz.

Yoga gerçekte nasıl birşeydir?

Yukarda yazanlar için “yoga for beginners” demek doğru olur. Zira yoga önce merakla haftada bir başlayan, ardından yaşanan değişiklikleri, sonrasında ki muhteşem zevki görüp bedenin daha fazlasını istemesi ile daha da artan sayılarla yapılan, hatta zaman zaman günde iki derse katılmayı sağlayan, bağımlılık yaratan bir şey. Gerçek yogi hayatını yogaya göre biçimlendirendir. Yoga sisteminin 8 kuralına uygun yaşayan kişilere denebilir. Ki bu süreç ziyadesi ile uzundur, benim bir gün profesör olmam kadar bana uzak bir noktadır.
Velhasılı, benim anlattıklarım sadece yeni başlayan birinin gözündendir.
Daha anlatılabilecek pek çok şey olmasına rağmen konuyu merak eden az sayıda insanı sıkmamak açısından şimdilik kapatıyorum…

Herkes bu olağan üstü hissi paylaşsın istiyorum, herkes en azından bir süre yogayı denesin istiyorum. İçinden gelerek yapan kişinin faydalarını muhakkak ki göreceğine inanıyorum/biliyorum. O kadar da iddialıyım… =) Sevgiler…

kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9